Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Mehmet Saburlu
Mehmet Saburlu

Cenazeye katılmak

Her nedense cenaze kelimesini duyunca içimizde bir soğukluk beliriyor. Şair “Ölüm kötü olsaydı ölür müydü peygamber”.

Sabahleyin pencereyi açınca imamın okuduğu selaya kulak kabartıp acaba kim öldü diye ilanı dinlemek; her gün cenaze arabalarını yollarda görmek, ölümü hiç gündemden düşürmüyor. Tanıdıklarımızın cenazesine katılmak bize ders vermelidir. Sapa sağlam insan ölünce buz kesiliyor. Elleri soğuk, vücudu donmuş gibi. Sıcak havada bir gün bekletilse kokmaya başlıyor. Ölüyü yıkayan gassala yardım etmekten çekiniyoruz. Cenaze musalla taşında, omuzlarda götürülürken o tabutta bir gün bizde yatacağız düşüncesi bizlere sıkıntı veriyor. Birde kabre koyulan cenazenin üzerine toprak atıp onu yalnız bırakarak cemaatin geri dönmesi…

Dinden, imandan uzak olan babanın evladı, babasını kabre indirmeye bile cesareti yok. Arkasından Kur’an okumak, kırkında mevlüd okutmak sonrası unutulup gitmek. Ölüm yokmuş gibi yaşayanların halini gördükçe insan ister istemez üzülüyor. Bu duygu beni cenaze hakkında yazmaya teşvik etti. Ne güzel söylenmiş: “Ölüm bize gelmeden biz ona her an her yerde bekleyelim.” Eğer ölüm bizi beklerse vah halimize! O zaman çocuklarımız bize cenaze namazı kıldırmak yerine cenaze töreni düzenlerse şaşırmayalım. Maalesef günümüzde bazı cenazeler tören için çalıştığı kuruma götürülür oradan Camii’nin bahçesine getirilir. Orada namaz töreni (o da ne demek oluyor.) düzenlenir. Cenazenin yakınları Camii’nin içine giremeyip dışarıda bekler. Babasının cenazesinde saf tutar ne okuyacağını bilmez. Siyah takım elbise, siyah gözlükler, yakalara takılan cenazenin fotoğrafı, alkışlamalar, en pahalı çiçeklerden yapılmış çelenkler ve içler acısı göstermelik matem havası…

Köylerde mezarlıkların çoğu ana cadde üzerindedir. Karadeniz bölgesinde millet cenazesini evinin yanında bahçeye defin ederler. Orada aile mezarlığı oluşur. Sabahleyin camdan dışarı bakınca annesinin, dedesinin ve yavrusunun kabrini görür. Kendisininde onların yanına gömüleceğini bilerek bir fatiha okur. Şehirler büyüdükçe mezarlıklar şehirlerin en uzak bölgelerine yapılmaya başladı. İstanbul da Eyüp sultan Camii yanında yüz yıllardır bulunan mezarlık, Bursa da Emir Sultan hazretlerinin bulunduğu mezarlık. Eski şehirlerimizde mezarlık ile evler birbirine yakındı. İslam medeniyetinde insanlar ölüleri ile kapı komşusu gibi yaşarlardı. Aslında bu insana kendi ölümüyle yüzleşerek yaşamak demektir. Kendi gömüleceği yeri günde en az bir kere gören insana ölümden, helal ve haramdan, namazdan, oruçtan bahsetmeye, nasihat etmeye ihtiyaç yoktur.

Modern çağ dediğimiz günümüz insanına ölümü hatırlatan her şeyi uzaklaştırıyoruz. Hastalarımızı hastaneye yatırıp ağırlaştıklarında yoğun bakıma kaldırılır ve orada ölümlerini beklerler. O yoğun bakımlar var ya annemize, babamıza ve sevdiklerimize en büyük eziyettir. Ölümü yaklaşan sevdiğimiz evinde rahat döşeğinde başında Kur’an okuyarak yolcu etmek varken hastane köşelerinde yalnız başına ölüyorlar. Evlerine bile sokulmadan gasilhane ve mezarlık. İnsanoğlu bu kadar mı değersizleşti?

Peygamberimiz Hz. Muhammed ruhunu teslim edince mescidinin dibinde bulunan evinin odasında defin edildi. Etrafında aile fertlerinin odaları vardı ve orada yaşıyorlardı. Her namazda mescide gelen cemaat Peygamberimizin kabri saadetlerini görüyorlar. Bizim kültürümüzde ölülerimizi bile yaşatan bir gelenek vardır.

Cumhuriyetin ilk yılında Yahya Kemal Madrid büyük elçisi olarak atanır. Orada bir toplantıda Türkiye’nin nüfusu sorulur. Yahya Kemal hiç tereddüt etmeden “80 milyon” der. Salonda bir sessizlik oluşur. Ve ona biz” Türkiye’nin nüfusu 15 milyon biliyorduk” dediklerinde şu cevabı verir. “Biz ölülerimizle birlikte yaşarız, mezardakilerde nüfusumuza dahildir.” der.

Peygamberimiz (s.a.v ) “Şehitlerimizi öldü sanmayalım , biz onları göremiyorsakta onlar bizi görür.” buyurdu.

Müslümanlar ölülerine sahiptirler. Çünkü “Her nefis ölümü tadacaktır.” İlahi emri hiç unutmazlar. İnsana sağlığında değer verme, ölünce mermerden gösterişli mezar yap. Oldu bitti demek yoktur! Son günlerde bir söz daha işitir olduk. “-Ölümünü hiç bekliyorduk, buna ölüm yakışmadı, erken gitti, yazık oldu, hayatını dolu dolu yaşıyordu… gibi sözler.

Ölüm Müslümana dünyasını değiştirmedir. Ebedi yok oluş değildir. Sevenler kıyamet günü sevdikleriyle buluşacaklardır İnşaallah. Ölmek yok olmak değildir, yeterki imanı ameli Salih olsun. Peygamberimiz (s.a.v) vehn sözünü şöyle açıklıyor: “Dünyayı aşırı sevmek ve ölümü kötü görmektir.”

Maalesef günümüzde bazı Müslümanların göğüslerine imanı inemiyor. Onlar kendi babasının cenazesini kabre indirmeye korkuyorlar. Acaba kendisini oraya düşüp kalacaklarını mı zannediyorlar? Böyle kimseler dünyayı aşırı seviyorlar, ölümü hiç düşünmüyorlar.

Biz Müslümanlarımızın görüşü”-Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya nimetleri için çalışmak, yarın ölecekmiş gibi ahirete hazırlanmak olmalıdır.” Hayırlı cumalar.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER