Türklerde Selçuklu ve Osmanlı döneminde ticaret, küçümsenen ve hor görülen bir meslek değil, aksine övülen bir meslektir. Peygamberimiz (s.a.v.) “Rızkın onda dokuzu ticarettedir.” buyurmuştur. Osmanlı’nın 600 sene ayakta kalması, iyi bir asker olmasının yanında iyi bir yönetici ve becerikli bir tüccar olmasındandır. Tüccarlar, bir kısım askeri zümrenin yanında daha yüksek bir konuma sahipti. Ticaret erbabı her devirde devletin ve milletin nezdinde önemli bir fonksiyona sahipti. Osmanlı ticaretle uğraşandan çok vergi almıyordu. Memleketin her köşesinde her türlü ihtiyacı gideren ticaret adamlarıdır. Hz. Ömer, Suriye tarafından kuru üzüm satmaya gelen bir tüccarı fazla ücretle sattığı için pazardan çıkarmış. O tüccar malını toplayıp başka pazarlara gidince ürün eksikliği olduğu gibi fiyatlar daha da yükselmiş. Avrupalı bilim insanı Rigaut, Türk tüccarlarını arı gibi çalışarak kovana bal taşıyanlara benzetmiş ve toplumda “saygı duyulan kişiler” olarak yazmıştır. Toplumda refahın artmasının ilk şartı tacirler iledir. İkincisi devlet yöneticilerinin gelirleri ve giderleri iyi yönetmesidir. Osmanlı; İpek Yolu, su yolları ve gümrük vergilerinden bütçe fazlası bile veriyordu.
Osmanlı, 1512 yılında Bursa’da ipek ticaretinden aldığı vergileri düşürmüş; Şam vilayetinden aldığı vergiyi de 110 bin düka altın yapmıştı. Bu, esnafı üzmeden alınan verginin göstergesidir. Bütçe gelirinin yüzde üçü ticaretten elde ediliyordu. Şimdiki durumla kıyas edecek olursak devlet gelirinin çoğunu halktan toplamakta; sanayici, üretici, satıcı giderini karşılamak için fiyatları yükseltmekte.
Osmanlı iş bölümü kollarını geliştirmiş; başkent İstanbul’da 735 çeşit esnaf birliği vardı. Bu durum Batı’ya göre çok gelişmiş idi. 17. yüzyılda İstanbul’da yirmi beş bin iş yeri bulunuyordu. Selçuklu, Haçlı Seferleri ile uğraştığı halde Anadolu’yu kervansaraylarla donatmış. Orhan Gazi Bursa’yı fethedince hemen bedesten (iş hanı) inşa etmiştir. Bursa’da bu bedestenler hâlâ dimdik ayaktadır. Fatih, İstanbul’u fethedince 984 dükkan bulunan Kapalıçarşı’yı inşa etmiştir. Balkanlar’ı (Batı Türkistan) gezmeye gidenlerimiz her yerde Osmanlı çarşılarını hayranlıkla seyrederler. Evliya Çelebi, Anadolu’yu gezerken Sivas’ta bin dükkanlı bedesten, Konya’da 1900 dükkan bulunduğunu kaleme almıştır. Uzun mesafe ticaret yollarını, İpek Yolu’nu “bentçi” adı verilen askeri teşkilat güvenliği sağlıyordu. Yavuz; Kahire, Tebriz, Kûfe’den ilim adamlarını, tüccar ve zanaatkarları İstanbul’a getirtmiştir. Selçuklu ve Osmanlı, Anadolu’nun doğu ile batı arasında bir köprü olduğunun bilincinde idi. Bunu ticari yönden iyi değerlendirdi.
Dünya üzerindeki Müslümanlar ve Osmanlı İmparatorluğu’nda 1800’lü yıllara kadar diğer milletlerde var olan sınıf farkları yoktu. Halkta geçim derdi görülmezdi. İslam anlayışında asiller ve aristokratlar sınıfı yoktur. Devlet kapitalist sisteme karşı idi. Bu yüzden sınıflaşma olmamıştır. Zaten toplumda sosyal ilişkileri düzenleyen prensipler sınıflaşmaya fırsat vermiyordu. Kanuni dönemini inceleyen tarihçiler Osmanlı yönetim kurumuna hayran kalırlar. Köyde koyun güden zeki çoban İstanbul’a gelip okullarda okur, devletin en üst makamına ulaşırdı. Dünya işleri açısından insanlar, birbirlerine eşit oldukları inancı taşırlardı. Bu da İslam’ın başarısıdır. Dinimizde insanlar bir tarağın dişleri gibi eşittir. Devleti yönetenler halktan üstün tutulmazdı. Halkın şikayet mektupları padişaha kadar ulaşmakta idi. Osmanlı; esnafı, tacirleri kontrol eder, dağda otlayan sürünün sahibini ve kaç koyunu olduğunu kayıt altına alırdı. Şehirlere giren, çıkan ürünleri bilir, ihtiyaç duyulan ürünlerin ihraç edilmesine izin vermezdi. Fütüvvet ve Ahilik teşkilatı gençlerin meslek sahibi olmalarını sağlıyordu. Avrupa’da kapitalist sistemde tüccarlar nerede daha fazla fiyat verilirse ürün o ülkeye rahatlıkla ihraç edilir, kendi vatandaşı istediği ürüne ulaşmakta zorluk çekerdi. Günümüzde bu sistem yine uygulanıyor.
Kısaca Osmanlı’da gerileme devri başlaması dahil 18. yüzyıla kadar vatandaşını üzmeden yönetimin hakkını verdiğini tarihçiler yazmaktadır. Ne zaman ki İslam’ın emrettiği ticaret ahlakından uzaklaşıldı, yönetimde adam kayırmalar ve yapılan bazı hatalarda taviz verilmeye başlandı; koskoca imparatorluk tarihin sayfalarında yerini aldı. Bizler millet olarak bir daha böyle hatalara düşmemek için her konuda uyanık olmalıyız. Vesselam.

YORUMLAR