Gariban bir Müslüman “Elhamdülillah” deyince yanındakiler, “Senin sırtındaki bu eski elbiselerden başka neyin var da şükrediyorsun?” derler. Gariban adam derin bir nefes alır, kollarını açar, havayı tekrar tekrar içine çeker ve şöyle der:
“Bütün bu hava bana verilmedi mi?”
Der ve yine şükreder.
Etrafındakiler ona gülünce,
“Şu ağaçlar, yeşillikler, sizleri görmek… Bunlar zenginlik değil de nedir?” der.
Mutluluk sadece para ile, satın aldıklarımızla olmuyor. Osmanlı padişahının dediği gibi:
“Olmaya cihanda bir devlet, sıhhat gibi.”
Sıhhati ve huzuru olmayan, dünya zenginliğini ne yapsın?
İnsan, sıkıntılara göğüs germesini başarabilmelidir. Sınavı geçmek için bu şarttır. Gerçekler bazen acı olur. Acı biberi yemeğe kararında katarsak lezzeti güzel olur; fazla katarsak acıdan yiyemeyiz. Sabrımız sayesinde sıkıntıları yenebiliriz.
Günümüzde fitne, fesat, dedikodu, gıybet ve riya çok olduğundan Müslümanlar bunlara fırsat vermemek için nasıl davranmalıdır? Batılı bir sosyolog,
“Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem bu dünyada boşuna yaşamış sayılmam.” der.
İslam ahlakıyla yoğrulan hamurumuz gereği, değil bir kalp kırmak, bir kuşun kanadının tüyünü bile incitmemeliyiz.
Her Müslüman bir gönül adamıdır. İbadetin verdiği şuur ile etrafına ışık tutar. Dara düşenin dostu olur. Sevinci de üzüntüyü de paylaşır. Kısaca Müslüman, adam gibi adamdır.
Dara düşen Müslüman, çıkış yolunu Allah’tan (c.c.) ister. İşleri ters giderse Allah’ın ipine sarılır. “Her şeyde bir hayır vardır.” diye düşünmesi imanın alametidir. Zorlu hayat şartlarında, bizlere verilen nimetleri düşünür; sabırla ve azimle mücadeleyi elden bırakmaz.
Peygamberimiz (sav) buyurur:
“Müslüman nimete kavuşunca şükreder; bu onun için hayırdır. Başına bir bela geldiğinde sabreder; bu da onun için hayırdır.”
Hayatımız baştan sona bir kulluk imtihanından ibarettir. Bu imtihan, kulluk kalitemizi ölçmek içindir.
Madenler, topraktaki posalarından ayrılması için yüksek ateşe atılır ve cevheri ortaya çıkarılır. Böyle bir işlem olmadan cevher nasıl ortaya çıkabilir? İşte insanlar da bu dünyada hayır ve şerle, hastalık ve sıhhatle, zenginlik ve fakirlikle imtihan edilir ki karakterleri ortaya çıksın.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de buyurur:
“Herkes ölümü tadacaktır. Biz sizi sınamak için hayır ve şerle imtihan ederiz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.”
(Bakara, 155)
Yine buyurur:
“Andolsun ki sizi biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.”
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), doğmadan önce babasını, aklı ermeye başladığı yaşlarda annesini kaybetti. Evlatlarından yalnızca biri, Hz. Fatıma, kendisinden sonra vefat etti. Altı evladını kendi elleriyle toprağa verdi. En sıkıntılı günlerinde kendisine destek olan eşini kaybetti. Mekke’de Müslümanlarla birlikte üç yıl muhasara altında kaldı. Medine’de on yıl din düşmanlarıyla mücadele etti. Bu dünyada bir an bile mücadelesiz bir zamanı olmadı. Allah’a şükrederek görevini tamamladı ve ruhunu teslim etti. İstikametini sabırla, azimle ve Allah’a (c.c.) güvenerek sürdürdü.
Müslüman, kalbi yaralansa da dilini şikâyete alıştırmaz. Bakara Suresi’nde,
“Allah sabredenlerle beraberdir.” buyurulur.
Nice imtihanlar vardır ki yaşanırken ağır gelir; fakat sabırla hareket eden insana bambaşka kapılar açar. Yüce Rabbimiz,
“Sabredenlere mükâfatlarını hesapsız verecektir.” buyurur.
Sabırla yürüyen kaybetmez.
İmtihansız bir hayat yoktur.
Ancak sabırla karşılanan imtihanlar vardır.
Sabır kalbi sertleştirmez, olgunlaştırır.
Sabır yolda bırakmaz, hedefe ulaştırır.
Sabır, istikamet üzere yürüyebilmenin adıdır.
İçinde yaşadığımız zaman dilimi, sabrımızın en çok zorlandığı anlardır. İnsanlar hep güzeli ister, mükâfat bekler; ama bedel ödemek istemez.
Sabır yalnızca musibet anında değil; karar verirken, konuşurken, hüküm verirken de gereklidir. Sabırsızlık; kırgınlıklar, anlaşılmamalar, haksızlıklar ve sonunda yalnızlık getirir.
Gecenin en karanlık anı, sabaha en yakın andır.
Bizi huzura kavuşturacak olan; sabretmek, kanaat etmek ve şükretmektir.
Vesselam.

YORUMLAR