Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Mehmet Saburlu
Mehmet Saburlu

Mehmet Saburlu: Nedir bu seküler yaşam dedikleri?

Dini konularla ilişkisi olmayıp, dine karşı olmadan tarafsız düşünme nasıl olabilir?

Köy hayatında, kasaba ve aile yaşamında dini ve geleneklere bağlı hareket etmek, bunları içselleştirmek önemli bir unsurdur.

Şehirlerin gelişmesi ve aile bireylerinin eğitim seviyesinin yükselmesiyle birlikte gençlerde bağımsız hareket etme eğilimi başladı.

Dindar anne ve babaların evlatlarından en çok şikâyet ettiği konu şudur: “Evlatlarımızı dini referanslara göre yetiştirmeye çalıştık. Evimizde dini kitaplar okunur, çocuklarımızı Kur’an kursuna gönderdik ama şimdi onları tanıyamıyoruz. Özgürce yaşamak istiyorlar, kimsenin kimseye karışmasını istemiyorlar. Sınırsızlık var. Bunlar neden oluyor?” düşüncesi belirdi.

Seküler yaşam dedikleri şeyde herkes bireysel olarak mutlu olmaya çalışıyor ya da öyle görünmek istiyor. Toplumda bir özenti var. Bunun başlıca sebepleri; medya, internet ve gençleri etkileyen diziler, filmler ve oyun kanallarıdır. Toplumlar zenginleştikçe ve sosyal medya yaygınlaştıkça gençler daha serbest davranmak istiyor. Aslında sanal âlem gençleri mutlu edemiyor.

Dindar ailelerin çocukları neden eskisi gibi değil de şimdi ailelerinden bağımsız davranmak istiyor? Burada bir gerçeği söylemek lazım: Sorun, dindarların güven kaybıdır. Çeşitli nedenlerden dolayı Müslümanların çoğunda samimi bir İslami yaşantı azaldı. Dürüstlük, kul hakkına dikkat ve ahlaki yaşam zayıfladı. Güçlüyken susan, kendi yanlışlarını görmezden gelirken başkalarının hatalarını eleştiren bir dindarlık, maalesef gençleri dinden soğutmaya başladı. Müslümanlar söylem ile eylem arasındaki mesafeyi ne kadar açarsa, güven duygusu da o kadar azalır.

Dindar kesimin yeniden güven kazanabilmesi için önce ahlaki değerleri, İslam ahlakını yaşamaları şarttır.

Günümüzde gençlerin eğitim seviyeleri yükseldi. Gençler artık “kim haklı konuşuyor” değil, “kim doğru yaşıyor” diye bakıyor. Maalesef rol yapanları, “kutsallık zırhına saklananları” değil; adil, ahlaklı ve vicdanlı insanları (müminleri) arıyorlar.

Biz Müslümanlar kendimizi bilebiliyor muyuz? “Kendini bilen Rabbini bilir.”

Üniversiteye giden bir evlat, anne ve babasının İslami yaşantısındaki zayıf yönleri, yalnızca namaz kılmakla dindarlığın tamamlanmadığını görünce ailesinin yaşamını hafife alabiliyor. Bilinçli olarak İslam’ı yaşayan bir aile ortamında yetişen gençler ise elhamdülillah bu değerleri gönlüne yerleştirip yaşamaya gayret ediyor, seküler yaşamaya ihtiyaç duymuyor.

Bu noktada gençlerin yaşadığı ortam çok önemlidir. Arkadaş çevresi, mahalle, okul; gençleri etkileyebilir. Bu yüzden dindar aileler mümkün mertebe dini duyguların güçlü olduğu mahalle, sokak ve sitelerde yaşamayı tercih ederler.

Kur’an’ın emirlerinden biri de işi ehline vermektir. Maalesef ehline değil de yakınlara verildiğinde gençleri nasıl ikna edebiliriz? Yanlış yapana “yanlış yaptın” diyebilmek, dindarlığın en güçlü tebliğidir.

İbadet ve zikirler, kulun kendini koruması içindir. Başkalarını korumak için çalışmak da insanı olgunluğa ulaştırır. Bizim için ikisi de gereklidir. Allah yolunda mesafe kat edenler, ibadet ve güzel ahlakla yol almışlardır.

Kur’an’ın getirdiği evrensel ilkeler Müslüman’ı saygın kılar. Batı ise insanı değersizleştiriyor; kimse kimseye değer vermiyor ve buna seküler yaşam deniyor.

Vesselam.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER