Hz. Ali halifeliği zamanında dükkanları ve Pazar yerlerini dolaşır bu ayeti kerimeyi okur, esnafa şöyle seslenirdi. -Bu ayet adalet ve tevazu sahibi idarecilere ve insanlar arasında kudret sahibi kişiler için nazil olmuştur. Ey Pazar ehli Allah’tan korkun. Malınızı satarken yemin etmekten sakının. Yemin edene Müslümanlar inanır ve malı sattırır. Ancak kazancınızın bereketi gider. Hakkıyla alıp satan esnaflar dışında olanlar günahkardır. Derdi.
Atalarımız “Yalan tatlı sakızdır, insanlar çiğnemeyi sever. Fakat Müslümanlar ona meydan vermez.” Demişler.
Üç zümreye üç şey çirkin düşer. 1- Devleti yönetenlere sertlik. 2- İlim adamına mal sevdası. 3- Zenginlere cimrilik. (Molla cami)
“Herkes adaleti ister, ben hariç.” Sözünü duymuşuzdur. İşimiz olsun da nasıl olursa olsun…
Şu dünya menfaati ne kadar nefisleri zorluyor. İlk insan ve ilk Peygamber Hz Adem’in çocukları Habil ile Kabil menfaat uğruna çarpışmadı mı?
Peygamber efendimiz idari makamlarda bulunanlara çok güzel ölçü koymuştur. Zekat toplamakla görevlendirdiği bir memurun hediye aldığını işitince; – Benim gönderdiğim bir görevliye ne oluyor ki -Bu zekat malıdır, buda bana verilen hediyedir demekte! Bu kişi babasının evinde oturup kalsa acaba kendisine hediye verilir miydi? Allah’a c.c yemin ederim ki sizden biriniz o zekat malından (devletin malından) bir şey alırsa kıyamet gününde o malı boynunda taşıyarak gelir. Buyurdu.
Ülkemizde 657 sayılı devlet memurları kanunu 29. Maddesinde görevli bir memurun, bir amirin doğrudan yahut bir aracı ile hediye alması, görevden atılma dahil suç teşkil eder.
İnsanların bazıları kudretli olmak uğruna o koltuğa ulaşabilmek için gelecekteki imtihanı kaybeder. Koltuğu bırakmamak uğruna çabalaması yine imtihanı kaybettirir. Koltuğun hakkını verememekle yine imtihanı kaybeder. Hem koltuğunu koruyabilen hem imtihanı kazananda vardır. Buda bilgi, tecrübe, beceri, nefsine hakim olmakla mümkündür.
Yukarıda yazdıklarıma dini, meşrebi, ataisti, milliyeti ne olursa olsun itiraz eden olmaz.
Osmanlı devleti bunun önüne bir şehre tayin ettiği yüksek dereceli memurunu üç seneden fazla aynı yerde tutmuyormuş. Denetim mekanizmasını çok iyi çalıştırmış. Ne zamanki bu konuda taviz vermeye başladı, koca imparatorluğun yıkılmasının bir nedeni de bu oldu.
Pandemiden önce yılbaşı ve bayramlarda şahıslar, şirketler hediye dağıtıyordu. Menfaat beklemeden insanlar arasında hediyeleşmek çok güzeldir. Önemli günlerde gücü elinde tutanlar çalışanlarına hediye vermesi sevindiricidir. Peki kamu gücünü elinde tutanlara karşılık beklemeden hediye verilir mi? Hediyenin büyük yahut küçük olması önemli değildir. Verilen hediyelerle makamda olan şahıslarla samimiyet kurmak uygun mu? Helal haram konusunu bilenler buna cevaz verebilir mi?
Bir söz vardır. “Ağız yer yüz kızarır.” Kudretli koltuklarda oturanlar yakınlarını hak etmeden iltimaslı davranmaları; çocuklarının düğünlerinde pahalı hediyeler almaları, devletin imkanlarını kullanmaları dinen ve kanunen uygun düşmeyeceği kanaatindeyim. Devletin gayri menkullerini hiçbir yetkili ucuz fiyatlara vermesi, bütün milletin vebalini yüklenmesi demektir. Hiçbir vatandaş hak etmediği bir şeyi yetkililerden istememelidir. Yukarıda yazdığımız hadisi şerifi aklımızın bir köşesine kayıt etmeliyiz.
Herkes konuşur fakat kimse kendini suçlu hissetmez. Ülkemizde söylenen şu söz çok manidardır. “Söylenenleri yap, fakat söyleyenin yaptığını yapma” Aslında bu söze ben çok kızıyorum. Acaba bu söz neden söylenmekten vaz geçilemiyor.
“UZUN KONUŞMALARDAN (VAAZLARDAN) ZİYADE TUTARLI, AHLAKLI BİR YAŞAM TOPLUMDA DAHA TESİRLİ OLUR.”
Mecelle’de bir terim vardır. “Kötülüğün ortadan kaldırılması, iyiliği talep etmekten önce gelir. Kötülük kalkınca kısmen de olsa iyilik kendiliğinden gelir.” Vesselam.

YORUMLAR