Daha 110 sene önce ülkemizin ölüm kalım mücadelesi verdiği Çanakkale savaşlarında askerlerimizin her birinin unutulmaz hatıraları vardır. Bunları günümüzde çok rahat yetişen gençlerimize anlatmak, savaşın yaşandığı bölgelere götürüp manevi havayı teneffüs ettirmek lazımdır. 20 yıl öncesine kadar
Çanakkale ruhu işlenmiyordu. Orada bir anıt ve bakımsız mezarlar vardı. Şimdi her taraf ruhuna uygun düzenlenmiş. Devletimizin desteği belediyelerin gayreti ile halkımız Çanakkale şehitliğini görmek için turlar düzenliyorlar. Kocaeli’den giden halkımız rehberler eşliğinde gezdiriliyor, her türlü tarihi bilgi ile aydınlanıyor.
1915 yılı atalarımız için kabus yılı idi. Çanakkale de yenilip kaçmak zorunda kalan düşman İngiliz komutanı. “Biz savaşı kaybettik ama Türklerin geleceğini öldürdük.” Demişti. Biz 250 bin gencimizi şehit verdik. Bunların çoğu öğrenci idi, ülkemizin geleceğini aydınlatacak kınalı ana kuzuları idi. Ama Müslüman Türk anaları 110 senede 15 milyondan 85 milyona varan evlatlarımızı doğurdular. Dünyayı sömüren, milletleri birbirine düşman eden kalleş İngilizler gün geçtikçe zayıflıyorlar. Allah’ın adaleti su değirmeni gibidir. Yavaş ama sağlam öğütür.
Şanlıurfa’dan Hacı bakır isminde yiğit bir delikanlı; annesi dört oğlundan üçünü kına yakarak vatan müdafası için askere gönderir. Hacı bakır Çanakkale de savaşın en şiddetli anlarında cephededir. Başından geçeni şöyle anlatır.
Savaşın daha ilk günlerinde idik. Düşman askeri karaya çıkıyor. Bizler bir patates tarlasında pusuya yattık, karaya çıkan düşmanı avlıyorduk. O arada ben kalçamdan yaralandım. Arkadaşım beni başka kurşuna hedef olmayayım diye ayağı ile kazdığımız çukura itti. Ölümden korkmuyordum, çünkü sonunda nasıl olsa öleceğiz. Ama ben ölürsem şehit olmak istiyordum. Fakat herkes şehit olursa düşmanla kim çarpışacak! Tedavi olmak için beni Gelibolu ya götürdüler. Yaram ağır olduğundan biraz tedavi ettiler. Başıma bir subay geldi. -Arkadaşların cephede iken sen neden yatıyorsun dedi. Yaramı görünce beni İstanbul’a sevk ettiler. Orada bacağımı keseceklerdi, doktorlara yalvardım. -Ayağımı kesmeyin beni iyileştirin, arkadaşlarımın yanına dönmek istiyorum, ölsemde şehit olarak öleyim dedim. Bir müddet sonra yürümeye başlayınca beni Halep trenine bindirip Urfa’ya gönderdiler. Urfa’ya varıp trenden indim. Babama telgraf çekmişler, üç gündür beni istasyonda bekliyormuş. Babamla sarmaştık. Babam hangi ayağın gazi dedi. – Bu ayağım dedim. Babam yere çömeldi ayağımı öpmeye başladı, öyle utandım ki, Baba ne yapıyorsun dedim. Babam -Oğlum bu ayağın DİN İÇİN VATAN İÇİN GAZİ OLDU onun için öpüyorum dedi. Eve gittik, annemde babam gibi yaptı. İkiside bana kahraman gibi davranıyorlardı. Bana üç ay rapor vermişlerdi. Annem iki ay sonra etrafımda dolanıyor bana bir şeyler söylemek istiyordu. Sordum, ana ne var diye. Anam -Oğlum sen artık iyileştin, komşular neden cepheye gitmiyorsun diye konuşuyorlar, vatanı kim kurtaracak, haydi görevinin başına dön dedi. Şubeye gittim, daha raporun var dediler. Dilekçe yazdım ve tekrar Çanakkale’ye birliğime kavuştum… diye anlatırdı. Göncüoğullarından Ramazan oğlu Hacı bakır 1960 yılında hatıraları ile beraber Gazi olarak gül kokulu cennet bahçesi kabrine yolcu edildi. Allah rahmet eylesin Onu yetiştiren vatan sevdalısı göğsü İslam nuru ile dolu olan ana ve babasını cennette komşu eylesin.
Günümüzde de İngiliz ve Fransız’ların desteklediği terör belası yüzünden bizler nice yiğit evlatlarımızı şehit verdik. Allah ana ve babalarından razı olsun.
Evlatlarımıza ibretlik bir olay daha: Yozgat’ın Sarıkaya ilçesi Karayakup köyünden Hatice anne Çanakkale savaşlarında oğlu Hasan’ın başına kına yakarak cepheye gönderir. Kına kültürü Anadolu’muzda üç durumda yakılırmış. 1-Kurbanlık koça yakılır ki Hakk yoluna adandığı belli olsun. 2-Gelin olup baba evinden erinin evine giden gelinlik kıza ki, erine, evine, çocuklarına bağlı olsun. 3- Askere giden delikanlıya ki vatanı, dini bayrağı, namusu uğruna gerektiğinde şehit olabilsin.
Bölük komutanı delikanlının başındaki kınayı görünce nedenini sorar. Asker Hasan’ın Yüzbaşı ile arasındaki konuşmayı Şair Salim Dağ şiiri ile şöyle anlatır.
Oğlum dedi komutan, senin başın kınalı.
Boşuna değil evlat, bunun anlamı olmalı.
Bilmem dedi Hasan’cık, annem yaktı gelirken
Vakit yoktu sormadım, yola çıktım çok erken.
Kurban kınalı olur, yünü boynuzu ile.
Kınaladım ben seni, benzedin İsmail’e.
İstedim mahşer günü o saçından bileyim.
Vatan için bir kurban verdim diyeyim.
Hayırlı Cumalar.

Yüreğine sağlık Mehmet Hocam.