Günümüzde bazı dini cemaatlerde insanlar arasındaki dostluk iyi niyetle başlayıp, sonradan menfaate dönüşebiliyor. Burada toplanan Müslümanlar farkında olmadan “şıhlarının” hizmetçisi oluyorlar; onları dost biliyorlar. Zamanla yapılan yanlışlar ortaya çıkınca, zavallı Müslüman onlardan küskün olarak ve yanlış düşüncelerle ayrılıyor.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), “kardeşim ve arkadaşım” dediği Hz. Ebubekir üzerinden bütün Müslümanları kapsayacak dostluk mesajını şöyle veriyor: “Birini dost edinecek olsaydım Ebubekir’i tercih ederdim. Ancak İslam kardeşliği daha faziletlidir.” Bu beyanı ile toplumsal duyarlılığı artırmayı ve kaynaşmayı öne çıkarmıştır.
Rabbimiz (c.c.) buyuruyor ki: “Kötülüğü güzel şekilde savmaya çalış. Bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” Kötülüğü kötülük yaparak değil, iyilikle defetmek bir erdemdir.
Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: “Sevdiğini ölçülü sev, belki bir gün düşmanın olur. Nefret ettiğinden de ölçülü nefret et, belki bir gün dostun olur.”
Sabretmeyi, fedakârlığı ve iyiliği bazı kimseler için öne çıkardığımızda; karşımızdaki kişi bazen bu iyi niyetimizi maddi ve manevi zarara uğratabilir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in “Mümin, bir delikten iki kere sokulmaz.” sözleri bize uyanık olmayı öğütler. Atalarımız da; senin kendisine verdiğin değeri sana vermeyen insanların sohbetinden hayır gelmeyeceğini söyler.
Cenab-ı Allah (c.c.) bizlere şu mesajı veriyor: “Ayetlerimi servet, makam, mevki gibi geçici dünya menfaatlerine, birkaç pula satmayın.” (Maide, 44). Bu ayetin özeti, menfaatperestlere karşı dikkatli olmamızı öğütlemesidir.
Müslüman Müslüman’a yardım etmelidir. Bunu bütün Müslümanlar hayatı boyunca uygular; darda kalana yardım etmeyi kendine bir borç bilir. Çocukluğumda duyduğum şu olay beni çok etkilemiştir:
İkinci Dünya Savaşı’nda Balkanlar (Batı Türkistan) Ruslar tarafından kuşatıldığında, Rus askerleri köyleri yağmalamaya başlar. Köylerde bir kısmı Müslüman, bir kısmı Hristiyan halklar yaşamaktadır. Hristiyan Rus askerleri evlere girip bulduklarını alıyorlarmış. Ancak Rus ordusunda Gagavuz Müslüman askerler de varmış. Onlar köylüye daha iyi davranıyor, kötü muamele etmiyorlarmış. Müslüman bir köylü, bir askerin saç tıraşından Müslüman olduğunu anlar ve ona yavaşça “Muhammed” diye seslenir. Asker ona içinden gelerek sevgiyle sarılır. Çavuş olan bu asker, bölüğünde bulunan diğer Müslüman askerlere haber vererek köydeki Müslüman evleri komutandan gizli olarak tespit eder. Bu askerler bütün gece Müslüman evlerinin önünde nöbet tutarak Rusların zarar vermelerini önlerler. Bu olay diğer köylerdeki Müslüman askerlere de haber verilerek, Rusların Müslüman Türklere zarar vermeleri engellenir. Fakat Hristiyan, Hristiyan’a yapmadık eziyet bırakmamıştır.
Tarihi kıssaları okuyanlar bilir ki, Müslümanların din kardeşine bilerek zarar verdiği vaka yok denecek kadar azdır. Maalesef günümüzde İslam memleketlerinde dinimizin emirlerini yerine getirmede gevşek davranıldığından, meydana gelen üzücü olaylara hepimiz şahidiz. Basılı ve sözlü yayın organlarında herkes Filistin’den bahseder; fakat taşın altına elini koyan yok denecek kadar azdır.
Dinimizde gayrimüslimle arkadaşlık ve ticaret yasaklanmamıştır. Yalnız onlarla “dost” (sırdaş/müttefik) olmak sakıncalı görülmüştür. Nedenlerini düşünürsek, dünyada olup bitenlere bakmak yeterlidir.
Vesselam.

YORUMLAR