Referanduma ilişkin süreç her ne kadar hiç olmayacak sertlikte başlamış ve taraflar her iki sonucun da olağanüstü gerginliklere sebep olacağı gibi anlamsız bir söylem ile başlamış olsa da süreç olması gereken noktaya yani olacak olanı tartışmaya ve iyi midir yoksa kötü müdür noktasına yönelmiş görünüyor. Yeni gelecek olanı merak etmek doğaldır ve öncelikle bunun tartışılması da olağandır ancak asıl tartışma, olan ve olması öngörülenin kıyaslanması üzerine olmalıdır.
Öngörülen sistem devletin tüm yapılanmasını yeniden düzenleyen ve sonucunda siyasetin dinamiklerini temelinden değiştirecek ve hatta sivil toplum örgütlerinin etkinliğini de bambaşka bir boyuta taşıyacaktır. Demokrasinin olmazsa olmazı kuvvetler ayrılığının işleyişi değişeceği gibi iktidar olmak veya iktidarda kalmak için ciddi manada desteğine ihtiyaç duyulan sivil yapılanmaların ve hatta bazen medet umulan ve terörü yöntem olarak meşru kabul eden yapıların etkinliği de farklılaşacaktır. Tartışmaların kimin destek verip kimin karşı çıktığı üzerinden yürütülmesi de bu açıdan bakıldığında doğaldır ve etkili de olmaktadır.
Bu yazıda öncelikle kuvvetler ayrılığı prensibinin en önemli ayağı yasama bağımsızlığına bakacak ve olan ile olacak olan kıyaslayacağız. Mevcut sistemde partilere dağılmış 550 vekilin yasamaya katkısına baktığımızda kabul edilebilir bir noktada olmadığımız açıktır. Kanun teklif etme yetkisi Anayasamızca milletvekillerine ve hükümet’e verilmiş olsa da uygulamada yasalaşan tekliflerin neredeyse tamamının hükümet tasarılarından oluştuğu görülmektedir. Ayrıca yürütmeyi temsil eden hükümet üyelerinin tümünün oylamalarda oy hakkı da olan birer meclis üyesi olması ve kanun görüşmelerinde hükümet’in kendisine ayrılan yerden meclis başkanı ile birlikte neredeyse görüşmelerin tamamına yön vermesi ciddi bir sorundur. Zaten hükümetçe sunulan bir tasarıya ilişkin muhalefetçe verilen bir önergede dahi öncelikle hükümetin katılıp katılmadığı sorulmakta ve iktidar partisi milletvekillerinin hükümetin katılmadığı bir önergeye kabul oyu verme ihtimali fiilen bulunmamaktadır. Kısaca hükümetin onaylamadığı bir yasa teklifi veya önergenin kabulü mümkün olmamaktadır. Koalisyon hükümetleri dönemlerinde bile hükümet’in yasama üzerindeki bu etkinliği değişmemekte, yürütme yasamaya hakim olabilmektedir. Evet dersek olacak olan sistemde ise hükümetin yasa teklif etme hakkının bulunmaması ve daha da önemlisi yasama faaliyeti esnasında meclis oturumuna katılamaması nedeniyle yasama faaliyetinin yürütmenin etkilerinden uzak olma olasılığı daha fazladır. Her ne kadar meclis çoğunluğunun hükümet başkanı ile aynı partiden ve o parti genel başkanının aday göstermesi ile seçilecek vekillerden oluşması beklense de yasama faaliyeti esnasında ağızlarının içine bakarak karar verecekleri bir hükümetin olmaması, onları daha fazla düşünerek karar vermeye zorlayacaktır. Özellikle muhalefet tarafından verilen önergeler daha detaylı tartışılabilecek ve kabul görme olasılığı daha yüksek olacaktır.Belki de siz böyle olmayacağını düşüneceksiniz. Hangi meclis ? Karar sizin.
SÜLEYMAN KIZILKAYA
