Mehmet Okuyan hocamız, bu bozulmayı o kadar güzel anlatmış ki; bir de ben paylaşmak istedim:
-
Oruç yalana bozulur,
-
Dedikoduya bozulur,
-
İftiraya bozulur,
-
Haram yemeğe bozulur,
-
Zulme bozulur,
-
Adaletsizliğe bozulur,
-
Laf taşımaya bozulur,
-
Garibanla ilgilenmeyene bozulur,
-
İnsan fıtratına aykırı her davranışa bozulur.
Öyleyse orucu bozan fiziksel şeylerden önce, orucun manen nelere bozulduğunu bilmek lazım. Bir lokma ekmek orucu bozar ama o kafalara göre; akşama kadar milletin hakkını hukukunu yer, yedi sülalesine yedirir, yine de orucuna hiçbir şey olmaz! Çünkü o, sadece şeklen tutmuştur. Sahi, bizler “kaportası tamam ama motoru göçmüş” Müslümanlardan mıyız?
Bizim gayretimiz; kaporta üzerinden değil, işin özünü ve asıl değerini hayatımıza taşıyarak, milletin gerçekten muhtaç olduğu değerler üzerinden bir din sunumu yapabilmektir.
Peki, şimdi sorulması gereken soru belli: On bir ay boyunca her türlü duyarsızlığa, etrafımızda olup bitenlere aldırış etmeden; birbirimizin canını kolayca yakarken, “saygı” kelimesinden bihaber sokaklarda terör estiren, kadına ve çocuğa acımasızca şiddet uygulayan bir toplumken bu ayı gerçekten inançla gerçekleştirebildik mi?
Ekonomik koşulların iyileşmesini bekleyen emeklilerin mücadelesini görmezden gelirken; asgari ücretle çocuklarına güvenli bir gelecek sunmaya çalışan insanların yükünü paylaşmazken; adaletin herkese eşit uygulanmadığı, her gece haberlerde şiddet ve cinayet haberlerinin eksik olmadığı, yarınlara dair umutların azaldığı bir iklimde “ibadet” ne kadar yerini buluyor?
Açık konuşalım; çalarsak, adamını bulup işimizi halledersek, demokrasi ve hukuk kurallarını kendi çıkarlarımız için kullanırsak; tarımda ve hayvancılıkta gerekli önlemler alınmazken değerli kaynaklarımızı yabancılara bırakırsak; inançlarımız üzerinden çıkar sağlayan kesimlerin varlığını bilip duyarsız kalırsak gerçek orucu tutmuş sayılır mıyız? Okumayan, araştırmayan bir toplum olmaya devam mı edeceğiz?
Nisa Suresi 58. Ayet’te Yüce Allah şöyle buyurur: “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermeniz ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi görmektedir.”
Artık biz de görelim; insan olmanın, adaletli olmanın ve gerçek inanç sahibi gibi davranmanın vaktidir. Can almanın değil, cana can katmanın; sorunlarımızı diyalogla çözmenin gerektiğini ne zaman anlayacağız? Bu ülkenin kaynaklarının herkese yeteceğine, paylaştıkça büyüyeceğimize ve birbirimizi gerçekten sevince mutlu olacağımıza ne zaman inanacağız?
Artık kültürel ve inanç noktasındaki bozulmaları bitirip; bu ülkenin asli unsurları olarak kardeşçe, hakça ve adilce yaşayacağımız günlere yönelmeliyiz.
Adaletli, liyakat sahibi ve sorumluluk duygusu yüksek bütün doğru insanlara saygılarımla.

YORUMLAR