Kocaeli Haber

ÜÇ GÜNLÜK DÜNYA !

Serhat Yılmaz

Serhat Yılmaz

İnsan geçmişini bu güne taşıdığı sürece, bugün yeni bir gün olmaktan çıkıp anlamsızlaşıyor.”Geçmişin yükünden kurtulamadığımız sürece her sabah yeni bir güne değil aslında düne uyanmış oluyoruz…”

Üç günlük dünya söylemi kimi insan için “aman sen de, takma kafana her şeyi” düşüncesiyle dünyaya karşı bir boş vermişlik havası oluştururken, kimilerine göreyse tamamen zıt bir şekilde “artık kafana taksan iyi olur, ömrün sermayesi azaldı kendine çeki düzen ver” manası taşımakta olan bir uyarı olarak algılanmaktadır.

Üç gün diye nitelendirdiğimiz dünya ise dünde,”geçmişimizi” bugünde, “yaşadığımız anı” ve yarında “geleceğimizi” kapsamaktadır. Acısı ve tatlısıyla dün yaşandı, bitti ve gitti. Bugün ise hali hazırda yaşanmakta. Yarın ise neyin ne olacağı belli olmadığından hakkında fikir sahibi olamıyoruz. Yarın hakkında konuşmak bu nedenle çokta gerçekçi olmamaktadır. Çünkü yarının hayatımızda belirsiz ve sınırsız bir duruşu vardır ki hele hele bu zamanda…

Ne diyoruz öyleyse dün geçti gitti, yarının geleceği ve neler getireceği belli değil, demekki bize bugün lazım bugünün kıymetini çok çok iyi bilmeliyiz öyleyse. Çünkü bugünden geçen her dakika tüm hızıyla düne dahil olurken, aynı esnada gelecekle ilgili hayallere ayrılan sürenin bize kaç bugün kaçırttığını farketmeli ve bugünün kıymetini daha fazla bilmeliyiz..

Gitti mi geri gelmeyen bütün anılarla geçmişizi zenginleştirirken, aslında aynı anda keşkelerle dolu bir geleceğe de yatırım yapmış oluyoruz. Geçmişte kalan kötü anılarımızı da iyi anılarımızı da gelecekte kısacık bir anlatımla ifade edeceğiz öyle değilmi.

Örneğin günlerce ,belki haftalarca  okumaya zaman ayırdığımız oldukça uzun bir kitabı bitirdikten sonra nasılki beş dakika içerisinde anlatabiliyorsak geçmişimizide aynı şekilde gelecek günler içinde kısa bir anı şeklinde anlatabiliyor olacağız bir günden diğerine…

Bu sebeplerdir ki dünde yaşıyor olmak ve her yeni güne dünden kalma şeylerle uyanıyor olmak , bizlere bugünden oldukça çok fazla şey kaybettirecektir. Bu günün pırıl pırıl bir gün olduğunun farkına varmak gerek.

Nasıl ki beklemediğin bir anda beklemediğin bir söze muhatap olmak, korakor bir mücadele  sonunda yenilgiyi haketmediğin halde elde edemediğimiz bir başarı, zihnimizde kalan ve atamadığımız tüm keşkeler, eş ile çocuklar ile sağlanılamayan bir düzen, sahip olmak istediğimiz fakat olamadığımız ev, araba, yazlık vs gibi bizleri kısa süreli mutlu eden şeylerin olması bir insanı dünde yaşamaya sürükleyen ve bugününü yaşamasına engel olan sebepleridir..Sebep her ne olursa olsun dünü dünde bırakarak bugüne bismillah ile ve yepyeni umutlarla, isteklerle uyanmak insan gönlünü huzurlu kılar.Yeni gün insanlara, doğaya, kediye, köpeğe ,kuşa ,börtü böceğe sevgi ile başlar başladığı gibi devam etmeside hem kendimizi ,hem etrafımızı , hem bizimle birlikte hayat yolculuğunda yer alan tüm yol arkadaşlarımızı mutlu eder ve onlarıda huzurlu kılar. Bu döngü böylece artarak çoğalır ve yaşama sebebimiz doğru bir anlam yüklenmiş bir vaziyet alır.Bir insanın bu hayattan zevk alarak ve bu dünyanın nimet sofrasından payına düşeni alarak yaşıyor olması huzurunda tadını alarak yaşaması demektir.

Tüm bunların yanında kaldı ki biz insanlar için unutulmaması gereken çok önemli bir hususta her ne olursa olsun asla dünü değiştiremeyeceğimiz gerçeği ve böyle bir şansımızın olmadığıdır.Hayatımızda yaşanmış olan en ufak bir olayı tekrar yaşamak ya da, yaşanmamış gibi saymak şeklinde bir lüksümüz de yoktur.Vaziyet böyle iken neden bu günü dün gibi yaşamakta ısrar ederiz ki?

 

Dünü yaşamaya devam etme ısrarı, insanı psikolojisindede olumsuz etkilere sebep olur.Basit bir örnek verecek olursak mesela elimizin üzerinde var olan ufak bir çizik düşünün ,çiziğin üzerini sürekli kaşırsanız, kaşınan yerdeki deri tahriş olup kızarmaya başlar değil mi hatta devam edersek bir müddet sonrada yaraya dönüp dahada büyür ya işte insanında geçmişinde yaşadığı olayları sürekli kaşımasıda tıpkı elimizde açtığımız yaraya benzer lakin bu yara yüreğimizde, ruhumuzda vede tedavisi mümkün olmayan yada zor olan çok derin yaraların açılmasına neden olmaktadır.

Elbette zaman zaman düne döneceğiz, çünkü dünümüz geçmişimiz vede tecrübelerimizdir. Bugünümüze ve yarınımıza ışık tutacak olan yaşanmışlıklarımızdır ve o şekildede  kalmalıdır. Bugüne, taşıma gayesi, sadece dünden kalan deneyimlerimizi yeni bir günle birleştirerek hayatı güzelleştirmek, yapılan yanlışlardan ders almak şeklinde olmalıdır.

Kimi de gelecekte ne yaşayacağını bilmemesine rağmen, dün ve bugünden kalma yaşanmışlıklarına bakarak, hayalinde canlandırdığı, umut ettiği yaşayıp yaşayamayacağı belli olmayan bir konu hakkında endişelenerek bu gününü mutsuz etmek pahasına asıl gününü yaşamaktan kendini mahrum eder. Örneğin bir öğrenci başarısız olduğu bir dersten olumsuz etkilenerek artık o derste başarıyı asla yakalayamayacağı düşüncesi ile umudunu kaybedipte kendisini mutsuz ederek, tıpkı geçmişine takılıp günü kaçıranlar gibi, geleceğine takılıp bu gününü yaşamaktan kendini mahrum ederlere benzer.

Şöyle bir hikaye anlatılır, köyün birinde bir aile akşam yemeğinde sofraya otururlar. Evin hanımı sofraya suyun getirilmediğini görür ve kızını kuyuya su çekmesi için gönderir. Aradan biraz zaman geçer suya giden kız gelmez. Hanım diğer kızını ablasına bakması için gönderir. Küçük kardeş kuyunun başına geldiğinde, ablasının ağladığını görür. Neden ağladığını sorduğunda; cevap ilginçtir.

 –Ben evlensem, çocuğum olsa ve burada oynarken bu kuyuya düşse ben nasıl dayanırım diye ağlamaktadır.

Bu cevap üzerine iki kardeş kuyunun başında birlikte ağlamaya başlarlar. Sofrada su bekleyen aile kızlarının gelmemesi üzerine bu defa oğlunu gönderir. Oğlanda dönmez, bunun üzerine evin hanımı gider bakmaya o da dönmez. Artık evin babası merak etmiştir giden dönmüyor oluşunu. Bu defa Kendisi gider ve gördüğü manzara karşısında oldukça şaşkındır. Evin hanımı çocukları ile birlikte kuyunun başında gelecekte olma ihtimali belki de hiç olmayacak bir olay için ağlamaktadırlar. Bu durum karşısında babanın cevabı . “Olsaydı ile bitseydiyi ekmişler HİÇ çıkmış” olmuş. Boş hayallerin peşinden gitmenin insana hiçbir şey kazandırmayacağını güzelce anlatmış.

İşte bizim içinde durum böyle, ne tamamen dünyaya boş vermişlik felsefesi ile yaklaşmak, ne de tüm enerjinizi geçmiş ve gelecek üzerinde yoğunlaşarak tüketmek iyi değildir.Bugüne ve hayata anlam katacak işlerle zamanı yaşamak, pozitif hale getirmek olmalı amaç.Hayatın sesi kahkahaya, kokusu bir çiçeğe, görüntüsü masmavi bir gökyüzüne, tadı da lezzete dönüşmelidir ki yaşanası olsun. Çünkü şu üç günlük dünyanın en güzel günü yaşanan yani sadece bugünüdür. Bugüne bir şeyler katmayı bırakıp, dün ve yarın için kaygılanmak, “artık” sizin olmayanla, “zaten” sizin olmayan için kaygılanmaktan başka ne olabilirki ?

Şu üç günlük dünyada, en güzel günün tam şu anın kıymetini bilme zamanıdır şimdi…

Sarılmak istediğinize hemen sarılarak; seviyorum demek istediğinizde tereddüt etmeden sevdiğinizi söylemek; tanımadığınız insanlarla konuşmaktan çekinmeden dostane ve güzel olan dileklerinizi insanlardan esirgemeyin; yolda yürürken sadece önünüze değil, gökyüzüne de bakın; nefes alırken gülümsemeyi unutmayın ve her zaman mutlu olup anı yaşayın…

Sevgi,saygı ve karşılıklı hoşgörü ile kalın sağlıcakla.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Halik serkan konuk dedi ki:

    Kalemine sağlık

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.