Aklımız, beynimiz kadını değerlendiriyor. Sesini dinliyor, fiziki yapısına bakıyor, ruh yapılarını inceliyor ve nazik yaratılan insanın kadın olduğuna karar veriyor. Bu konuda ilim ne diyor: Anatomi, genetik bilim dalı, nöroloji gibi ilim dalları kadın erkek aynı şartlarda olmadığına hükmediyor.
Bir sebebi var ki Allah (cc) her ikisini de farklı yaratmıştır. Her ikisinin vazifeleri farklıdır. Mesela kadın çocuk doğurma organları ile yaratılmış, annelik iç güdüsü verilmiş. Erkek de çocuk doğurtabilecek organlar ile yaratılmış. Erkek ailenin korunmasını, nafakasının temin edilmesini sağlayacak kabiliyette yaratılmış.
Erkek çocuk doğuramaz. Erkek evladının küçük yaşta oyuncak bebeklerle oynadığı görülmez. Kız çocukları Allah’ın bir lütfu; oyuncak bebeklerle saatlerce oynar, onları sanki kendi bebeği imiş gibi şefkatle kucağında gezdirir.
Ama erkekle kadın birbirini tamamlayan; aralarında aile olma sevgisi, aşık olma, beğenme içgüdüsü olan varlıklardır. Bir elmanın iki yarısı gibidirler. Birbirinin eksiklerini tamamlarlar.
Günümüzde kadın erkek eşitliğini savunanlar —kadın olsun, erkek olsun— kadınlara haksızlık ediyorlar. Seküler yaşam dediğimiz dünyevileşme sanki kadına hürriyetini veriyor. Avrupa’da yaşayanlar kadının çektiği sıkıntıları görmezden gelemezler. Kadınların annelik duygularını çalıyorlar. Anahtar kilit olamaz, kilit de anahtar olamaz.
Cenab-ı Allah insanı öyle donanımlı yaratmış ki, aile yuvasında her iki cins içsel duygularla sorumluluklarını bilirler. Ancak bu şekilde aile normal bir hayat sürebilir. Aksini yapanlar aile yuvasını yıkıp insanlığı ahlaksızlığa sürüklüyorlar. Sapıklık yapıyorlar. İşte günümüzde en çirkin örnek “Epstein” rezaleti… Rezalet! Hani kadın haklarını savunanlar? Peki yaptıkları pislikleri, daha açmamış tomurcuk gülleri neden kartlaşmış pis ihtiyarlara soldurtuyorlar?
Hani kadın erkek hakları, insan hakları? Adalet nerede? “Eşitlik” adalet değildir.
ADALET, HAK EDENE HAK ETTİĞİ KADAR HAKKININ VERİLMESİDİR.
Adalet, herkese gücünün yettiği kadar yük yüklenmesi (vazife verilmesi), çekemeyeceği yükün yüklenmemesidir. Eşitlik olsun diye kadına bütün yükü yüklemek eşitlik sayılmaz. Kadına zulümdür. KADINLIK VE ANALIK İNSANLIĞIN ŞEREFİDİR. Erkeklere hanımları Allah tarafından verilen kutsal bir emanettir. Hanımlar erkeklerin varlık sebebidir. Erkekler hanımsız olamazlar. Evlatlar analarını kendi canından daha çok severler. Onları korumak, kollamak, bakmak erkek evlatların görevidir.
İSLAM, YANİ “MÜSLÜMANLIK”, KADINA HAK ETTİĞİNİ VERMİŞTİR. Bir baba, bir koca, hele bir evlat; annesini, bacısını, kızını cibilliyeti bozuklara karşı nasıl gözünü kapatabilir?
Dünya kadınlar günü, anneler günü hanımlara kandırmacadır. Biz Müslümanlar annemizi, bacımızı, kızımızı bir gün değil hayat boyu severiz.
Medine’de Hz. Ömer halife iken hanımı ona sitayiş eder gibi konuşurken biri içeri girer, konuşulanları duyar. Hz. Ömer o sahabeye; “Buyur ne diyecektin?” diye sorar. Adam, “Ey halife, ben hanımımı şikayet etmek için gelmiştim ama senin hanımın sana söylendi, sen hiç ses çıkarmadın. Şimdi sana ne diyeyim?” der.
Hz. Ömer’in şu sözlerine kulak veriniz: “Bizler Mekke’de Müslüman olmadan önce, kadınlarımız bizleri daha çok dinliyordu. Çünkü kadınlarımızı malımız gibi görüyorduk, onlara insan gözü ile bakmıyorduk. İslamiyet ile şereflendik; kadınlarımızın bize Allah’ın emaneti olarak verildiğini öğrendik. Onların da bizim üzerimizde hakkı vardır. Bugün, cahillik döneminden daha hayırlıdır.” buyurdu.
Modern çağ dediğimiz günümüzde, eşitlik derken kadınlarımızı ve kızlarımızı asli vazifelerinden koparıp sokağa çıkardık. Onlara bu reva mıdır diye bir düşünelim. Kadınlarımız da kendi durumlarını düşünmekte fayda vardır.

