Mehmet Saburlu: AHLAKİ ÇÖKÜNTÜNÜN NEDENLERİ

Bu konuyu maddeler halinde sıralarsak:

  1. İletişim araçlarının ve sosyal medyanın amacı dışında kullanılması. İslami ve ahlaki değerlere ters düşen müstehcen içerikli film ve televizyon programlarının olması.

  2. Bireysel çıkarların öncelik kazanması.

  3. Maddi değerlerin, manevi değerlerin önüne geçmesi.

  4. Aile yapısının zayıflaması, paylaşım ve yardımlaşmanın azalması.

  5. Teknolojinin etkisi ile toplumsal değişimin oluşması, ahlaki çöküntüye neden oluyor.

  6. Bencilliğin, menfaatin öne geçmesi. Çıkar hesapları.

  7. Dürüstlük prensiplerinin göz ardı edilmesi. Haksız kazanç, adam kayırma gibi işlerin normal sayılması.

  8. Genç kuşağın maddiyatı ön plana koyması. Bunda sosyal medyanın çok etkisi var. Son elli yıldır bu konu gündemdeki yerini koruyor fakat önlem alınamıyor, çare üretilemiyor.

  9. Toplumda gelir adaletsizliğinin artması.

Maalesef dünyada birçok ülkede uygulanan kapitalist sistemde zenginin daha zengin, fakirin ise daha fakirleşmesi ahlaki çöküntüyü tetikliyor.

Burada şu konuya açıklık getirelim: Kapitalizmin karşısına komünizm çıkarıldı, “herkes eşit olacak” fikri ile. Bunu sağlamak kolay olmadı. Komünizmde de burjuva sınıfı oluştu. Her şey devlete ait olduğundan, kurumları idare edenler başta olmak üzere hırsızlık aşırı çoğaldı. Vatandaş iş yerinde kendi işi gibi çalışmadı. Buna benzer sebepler yüzünden rejim yüz sene dayanamadı.

Milletin huzurlu ve mümkün mertebe eşit şartlarda yaşayabilmesi, İslami ahlakı uygulaması ile olur. İslam’da zengin sayılanların fakirlere isteyerek zekatını vermesi mecburidir. Düşkünlere yalnız devlet değil, zengin sayılanlar da verecekleri sadakalarla destek olmalıdır; böylece toplumda sevgi ve barış sağlanır. Çünkü fakir olanlar zengin kardeşlerinin yardımlarına teşekkür ve dua ederler; zenginlerin mallarında gözleri olmaz.

Toplumda öteden beri devam eden gelenek ve göreneklerle modern yaşam dediğimiz düzen uyuşamıyor. Sanayi Devrimi ile kalabalık şehirlerdeki apartman hayatında insanlar dört duvar arasında tanışamıyorlar. İnsanlar yalnızlaşıyor. Devlet destek vermese komşu komşunun halini bilmiyor, komşusu ile tanışmayı bile düşünmüyor. Tek arkadaşı bilgisayarı yahut cebindeki telefonu oluyor.

Bunların çareleri nelerdir diye düşünürsek; ahlaki eğitimin erken yaşta başlaması, sağlam bir aile yapısı ve sosyal dayanışmanın insanlara öğretilmesidir.

Medyadaki diziler yalnız çocukları etkilemiyor; büyükler de dizi seyretmekten insan ilişkilerini unutuyor. Bayramlarda, cuma günleri yakınları ve komşuları ziyaret etmek yerine bir mesajla yetiniliyor.

Ahlaki çöküntünün temelinde insan iradesi, doğruyu seçmek yerine nefsine boyun eğiyor. Nefsinin sınırsız arzularının esiri oluyor. Sınırsız istekler insanları hırsızlığa, edepsizliğe; içki, kumar, fuhuş gibi kötü mecralara sevk ediyor.

İslam dini; insan hayatına anlam kazandıran, birey ve toplumun dünya ve ahiret mutluluğunu amaç edinen ilahi kurallar bütünüdür.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ölüp de pişmanlık duymayacak hiç kimse yoktur. Ölen iyi, erdemli biri ise bu halini daha fazla artırmamış olduğuna; şayet kötü niyetli bir kişi imiş ise kötülükten vazgeçecek bir yaşantı sürmediğine pişman olacaktır.”

Bir İslam büyüğümüz olan Ataullah el-İskenderi: “Kulların görevlerini ileride bir zamanda yapmak için ertelemesi, en büyük ahmaklıklarından ötürüdür.” demiştir.

Ahlak ve İslam üzere yaşamak her insanın kendi iradesindedir. Vesselam.

Exit mobile version