Çin modeli ekonomi Türkiye’ye uyar mı?

ÇİN MODELİ EKONOMİ TÜRKİYE’YE UYAR MI?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ak Parti MKYK toplantısında “Çin Modeli Büyüme Ekonomisini” vatandaşa anlatın talimatı sonrası Milletvekilleri ve parti teşkilatları Çin Modeli Ekonomiyi vatandaşa anlatmak için sahalara çıkacaklar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kastettiği konu ucuz işçilik mi yada Avrupa pazarına yakınız insan kaynağımız iyi, üretim merkezi olabiliriz bunu değerlendirelim mi? Peki Çin hakkında ne kadar bilgiye sahipler. Ekonomi bilgisi nedir ve Çin Ekonomisi nasıl bugünlere geldi? kaç vekil yada parti teşkilat yetkilisi sadece bu üç başlık altında ele alınsa konuyu anlatabilecek ikna edebilecek bilgiye sahip mi?

Çin’i 1912 hanedanlığın yıkıldığı dönem öncesi ve 1949 Mao’cu Kominist parti devrimi sonrası olarak değerlendirmek lazım. Ve bugün Çin başarılı ise uzun, zor ve zahmetli ciddi süreçlerden geçmiş, kayıplar vererek kazanımlar elde etmiş olduğunu bilmek gerekir. 1950 yılında Çin Mao’nun “İleri Doğru Büyük Yürüyüş” sloganıyla tarıma dayalı büyüme politikası başlatıyor. 15 yılda İngiliz Ekonomisini geçeceğini öngörerek küçük işletme modelli bu ekonomi politikasının uygulanması sonucunda bir bedeli ödeniyor elbette. 1959-1961 yılları arasında tam sayı verilmese de 10 milyon ile 50 milyon arasında Çinlinin açlıktan öldüğü bazı kaynaklarda yazmaktadır. Çin’in asıl dünya’ya açılması ve büyüme dönemine girmesi 1978 sonrası yıllarda batı ile ilişki kurması ile başlıyor. 1978 yılında Çin Komünist Partisi'nin başına geçen Deng Xiaoping , Mao'nun tersine önceliği ideoloji yerine ekonomiye verdi. Ülkeye daha fazla yabancı yatırımcı çekmek ve Çin ekonomisini geliştirmek için kapıları açtı. Çin'de yaşanan köklü değişimler, Jimmy CarterRichard Nixon, Kraliçe II. Elizabeth gibi isimlerin desteğiyle yayıldı. Çin Sosyalizme geçmeden önce Kapitalizmi kullanalım diyerek kendine göre bir model seçtiği ve “Devlet Kapitalizmi” adını verdiği sistem ile yavaş yavaş dünyaya açıldı. 2001 yılında “Dünya Ticaret Örgütüne (WTO)” katılımıyla gerçek manada dünyaya açılımını başlatmış oldu.

Çin’de 1990-2005 yılları arasında yüzbinden fazla küçük şirket özelleştirilmiştir. Ancak ana sektörlerdeki kritik savunma sanayindeki, kritik teknoloji üreten şirketler devletin elinde bırakılmıştır. Çin ile Türkiye arasında bu konuda ciddi ayrım var. Ülkemizde özelleştirme sonrası devletin elinde şirket kalmadı. Çin’de GSYH’nn %40’ı devlet şirketlerinde. 1990 sonrası ABD’li şirketler de Çin’de ciddi büyük yatırımlar yaptılar. ABD’li şirketler hem tekonoloji hem yetişmiş adam getirerek ülkede eğitimlerde verdiler. Çin Komünist rejimi piramit gibi bir yapıya sahip olduğu için insan mühendisliği yaparak ciddi planlamalar yaptılar

Çin, düşük maliyetli ve yerel imalat içeren ekonomik kalkınma hamlesini 1980’lerden itibaren başlatmıştır. Kırsal bölgelerde atıl durumda yeterli kullanılmayan milyonlarca ucuz işgücünü 20 yıl boyunca ekonomisine katmayı başarmıştır. Çin düşük ücret ve değersiz yuan politikası ile “Dünyanın fabrikası” olmayı başardı demek doğru olmaz. Çünkü Çin’de daha fazlası var; güçlü iş ekosistemi, son 40 yılda yaptığı reformlar, düşük vergi ve harçlar, değersiz para birimi, ucuz maliyetli üretimi yapması; fabrikalarda çocuk işçi çalıştırılması, ücret yasaları ve çevrenin korunması ile ilgili temel mevzuatlara uyulmaması Çin’in dünyanın en büyük üreticisi olmasını sağlayan temel etmenler diyebiliriz.

Gelinen süreçte; Uzun yıllar ucuz iş gücü sayesinde sürekli üretimin kapasitesini ve ihracatını arttıran Çin için artık düşük maliyet ve ucuz işgücü dönemi kapanmıştır diyebiliriz. Üretimde her geçen gün artan otomasyon ve robot kullanımı insan emeğine olan ihtiyacı azaltmaktadır. Güney Kore, Singapur, Hong Kong ve Tayvan gibi kendilerini “Asya Kaplanları” olarak isimlendiren ülkeler artan işgücü maliyetlerinden dolayı otomasyon ve robotik sistemlere yönelmektedir. Dönüşüm sonrası bu ülkelerin ekonomileri büyümeye devam etmiş, işgücünün büyük bir kısmı içinde yüksek ücret sağlar hale gelmişlerdir. Dünyanın birçok ülkesi Endüstri 4.0 ile birlikte sanayilerini otomasyon ve dijital sistemlerin gereği olan yeni sanayi stratejilerini benimserken Türkiye’nin Çin Modeli olarak sunduğu ucuz emeğe dayalı sanayi politikası ne kadar sürdürülebilir.

TÜRKİYE’NİN UCUZ İŞÇİLİK POLİTİKASI VE OLASI RAKİPLERİ

Türkiye, ucuz işçilik noktasında Çin’in öncelikli alternatifi değildir diyebiliriz. Çünkü bu yeri doldurmak için Hindistan, Bangladeş, Kamboçya, Güney Afrika, Tunus, Fas, Endonezya, Myanmar, Pakistan, Sri Lanka ve Vietnam gibi ülkeler en başta beklemektedir. Mesela Kamboçya, Bangladeş ve Vietnam son 20 yılda emek yoğun ihracattaki küresel paylarında önemi büyüme gördüler. Bangladeş düşük maliyetleri nedeniyle dünyanın en büyük ikinci giyim ihracatçısı haline gelmiştir. Keza Vietnam spor ayakkabı ve tekstil üretiminde Çin’in “gözde” alternatifi haline geldi. Bu gelişmeler ışığında baktığımızda Türkiye’nin yapısal reformlar olmadan, sadece ucuz iş gücü ve değersiz para birimi politikası ile yabancı yatırımcı çekmesi çok zor gözükmektedir.

Türkiye’nin Ekonomide Çin modeli örneği ile düşük faiz politikasının sonuçlarını önümüzdeki süreçte alacağı altı çizilerek üs perdeden seslendiriliyor. Öncelikle iki ülke arasında nüfus yapısı, yönetim şekli, ekonomik dinamikler ve eğitim kültürü tamamen farklı. Bu farklar göz önüne alınarak değerlendirme yapılmış mıdır. Çin, 1980’lerde belirlediği ucuz iş gücü ve değersiz para birimi politikasının sonuçlarını yapısal reformlarla birlikte 1990’lı yıllarda alabilmiştir. Yani 10 yıl gibi bir süre geçtikten sonra sonuç alınmıştır.

Sonuç olarak zihnimizde şu sorular oluşmakta; ucuz işgücü ve değersiz para birimi tek başına Türkiye’yi bir Çin yapar mı? Yükselen borçluluk oranı, yüksek enflasyon, döviz yükümlülüklerinin artması, USD/TL kurundaki aşırı oynaklık her geçen gün Türkiye’nin kırılganlığını artırmakta değil mi? Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu istihdam ve üretkenlik artışını elde etmek için ucuz iş gücü yerine sanayileşmede rekabetçiliği, üretkenliği ve ticareti teşvik edecek reformlara ve otomasyon sistemlerine daha fazla odaklanılması doğru yol değilmidir?

Özlü Söz; “Ulusların zenginliğini yaratacak olan şey, her bireyin kendi kişisel gelişimini ve ekonomik büyümesini istemesidir.” - Adam Smith

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Aktaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İşte Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İşte Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler İşte Kocaeli Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı İşte Kocaeli Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.