HAKİKATİN SESSİZLİĞİ!

Hakikat hem tükenmez hem de hayat devam ettikçe ölmez bir ilahi manifestodur.

Güncellenerek her daim, hayatın içine siner durur.

Yoksa birileri bir zamanlar, onu gündem dışı tutarak örtbas edeceğini mi düşünüyordu?

Evet, hakikat sessizdir, çığlık atmaz ama etkisi ruhlarda fırtınalar koparır.

Kapıyı aralar hakikat..!

Bilir misiniz nedir o önce kapıyı gıcırdatarak sonra da aralayıp hesap demini başlatan hakikat?

Hayat akarken sonsuzluğa doğru, yapıp ettiklerimizin kısa vadede ne de uzun vadede yüce bir kudret elince irdelenmeyeceğini mi düşlüyoruz yoksa.

Heyhat.. heyhat.. ve yine heyhat!

Yüce Allah tarafından bizlere zaman ve mühlet tanınması, gerçek amacımızdan uzaklaştığımızda hakikatlere karşı bir süre sonra körleşip, geçici heva ve arzularımızı hedef edinmemize sebep oluyor.

Sonuç; hakikat nurundan yoksun, karanlık ve karamsar ruhların, kemirici arzularıyla fani lezzet ve menfaatlerini soluduğu zehirli bir atmosfer..

Oysa yaşam, özüne uygun anlaşılıp hakikat nuruyla temaşa edildiği sürece, ruh damağımızda hem tatmin edici, hem de kalıcı bir keyif ve lezzet bırakır.

Hakikat, durgun gözükür ancak temsilcisinin kılcal damarlarına, hatta her bir hücresine kadar sirayet ettiğinde harekete geçişi insanlığa çağ atlatır.

Bütün bunların yanında her gün, yüzlerce kişi kendince varlık amacı saydığı bir hakikatin peşinden koşar, hayat enerjisini onu elde etme çabasında harcar.

Diğer bir taraftan yine yüzlercemiz, hayatın orta direği haline gelmiş ve insanlığa değer olmuş başka bir hakikatin temsilcisi konumunda olmaya adamıştır hayatını.

Doğrusu bu iki çabayı da, merak ve arayış dürtüsüyle donatılmış insana çok görmemek gerek.

Ne var ki bu uğraş, yaratılış amacını yeterince kavrayamamış karakterlerde çoğu zaman kraldan çok kralcı olmakla sonuçlanmaktadır.

Gün gelir, ortaya koyduğumuz emeklerin karşılığı olarak elle tutulur bir sermaye göremediğimizde, hayal kırıklığı ile hedeflerimizin akamete uğradığını görmüş olacağız.

Ya da yeni nesillerle emaneti paylaşmayarak, bütünü tek başımıza sırtlanmaya çalışırız ki bu noktada yükün altında ezilmekle kalmayız, aynı zamanda kendi elimizdeki güzelliklerin de tarumar olmasına sebep oluruz.

Yıllardır ortak bir kültürün fertleri olarak bizler dünyaya kendi rengimizi yansıtan gönüldaş bir duruşu ortaya koyamıyorsak, meselenin kökenlerinde bu kişilik çatışmalarını görme ihtimalimiz daha yüksektir.

İşte böyle bir eksikliğimizdendir ki bugün, tüm coğrafyamızda canların yanında cananların da incinip hayat nefeslerinin bu kadar israf olmasına sebebiyet vermekteyiz belki de.

Yine de her şeye rağmen güzelliklerle birlikte kusurları irdelemek, elbette gelişimin vazgeçilmez bir düsturudur.

“Ey düş sahibi düşünür!

Gül dikensiz nadir bulunur!

Dikenli gül güçlü ve kadir görünür!

Yoksa sen dikeni gülden mi ayıracaksın!

Ya da gül ve dikeni yan yana çirkin mi bulacaksın?

Oysa ben çirkinliğin içinde bir tevazu görmekteyim!

Fakat ne var ki karakterinde yalnız kusurları görmek varsa bir kişinin,

Siyah ayağından dolayı tavus kuşunu,

Baharın içinde siyah bir leke sayacaktır!”

Ruhen ve bedenen sağlıcakla kalın, Ramazan boyu güzellikleri sonraki ömrünüz için toparlayın!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nurettin Yiğit - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İşte Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İşte Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket SAYIN OKUYUCUMUZ HABERİ DEĞERLENDİRİR MİSİNİZ?