FARKLILIK OLUŞTURMAK, FARKINDALIK OLUŞTURMAKTAN GEÇER !

Tekdüzelikten bunalacak derecede doyuma ulaşan her birimiz, artık farklılığı ve değişikliği seven ve aynı zamanda hedef edinen birileri haline geldik.

Değişimi, elbette gelişim arzumuzdan dolayı istiyoruz, fakat bilinmelidir ki sürekli değişim, verimsizliğin ayrı bir sendromudur.

Değişimle ilgili bir gerçek daha vardır ki: Beklenen zamanda gerçekleşmeyen değişimin, peşinden istenilen gelişimi ortaya koyması da mümkün değildir.

Geciken değişimler, biriken mevcut ihtiyaçlara cevap veremediği gibi ihtiyaç teşhisinde genelde kişilerin analiz kabiliyetini kaybederek ufuklarının da daralmasıyla sonuçlanmaktadır.

Mevcut toplum dinamiklerimizde değişim ve gelişime “inovasyon-yenilikçilik” kavramıyla günümüz medya ve eğitim çevrelerinde o kadar çok dikkat çekiliyor ki sanki “sadece değişimi ve gelişimi istemek sonuç almanın tek kriteridir” gibi bir algı oluşmuş durumdadır.

Halbuki hayata dair çoğu şeyde olduğu gibi gelişime de ihtiyaç fazlası yoğunlaşmak, sadece zararı değil aynı zamanda başka alanlarda çalışmayı da aksatacaktır.

Zamansız değişime örnek olarak Nasrettin hocamızdan bir nükteyle devam edelim:

Hoca ve oğlu bir gün değirmende buğdayları öğütüp un çuvallarını eşeğe yükledikten sonra köye dönüyorlarmış..

Yolda bir çayı geçmeleri gerekmiş..

Eşeğin yularını da hocanın oğlu çekiyormuş.. Hoca, karşı kıyıya geçmiş bir de bakmış ki eşeğin sağ tarafındaki un çuvalı aşağı doğru kayıyor ve neredeyse düştü düşecek!

Yirmi yaşlarındaki oğlu da yıllardır hoca ne derse hep tersini yaparmış.

Hoca da bu durumun farkında olarak yine yapılacak işin tersini söyleyerek seslenmiş:

“Evladım, sol taraftaki çuval aşağı kayıyor, bi zahmet onu sağa doğru kaldırıver.”

Olacak bu ya oğlu, bu kez babasının tam dediğini yapmış ve zaten sağ tarafa kayık çuvalları kavradığı gibi nehre doğru yuvarlamış.

Tabii denge bozulunca çuvallar da eşek de çayın içine yuvarlanıvermiş..

Hoca:

“Hey mübarek oğlan niye böyle yaptın?” deyince oğlu:

“Ya baba kırk yılda bir hoca babamızın sözünü dinleyelim dedik!” diye cevap vermiş.

Bunun üzerine hoca da:

“Oğlum, sen de tam laf dinleyecek zamanı buldun! İşte gitti bizim bir aylık ekmeğimiz!” demiş.

…..

Ben söyledim kıssadan hisseyi,

Açabilen açsın ardınca keseyi,

Beğenmeyen çeksin üzerine keçeyi,

Dursanda uzakta, yaşasanda geceyi,

Lamı cimi yok, budur işin gerçeği!

…..

Ruhen ve bedenen sağlıcakla kalın,

Bir ömür boyu ibretlik hikayelere tebessümle bakakalın!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nurettin Yiğit - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak İşte Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan İşte Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Anket SAYIN OKUYUCUMUZ HABERİ DEĞERLENDİRİR MİSİNİZ?