Değerli okurlar,
Üç ayların sonu ve Ramazan ayının bitmesine az kaldı. Herkesin büyük bir heyecanla iftarlarını açmak için telaşla koşuşturmaları, ailelerin bir araya gelip iftar açmaları, sokakta kurulan iftar çadırları ve iş yerlerinde kurulan sofralar, büyük bir coşkuyla yapılmakta.
Her yıl Ramazan ayında, dünyanın dört bir köşesinde farklı kültürlere sahip, farklı ekonomik koşullarda yaşayan milyonlarca Müslüman, gün doğumundan gün batımına kadar birlikte oruç tutuyor, birlikte namaz kılıyor, dualar ediyor, paylaşmanın ve dayanışmanın güzelliğini yaşıyor ve birlikte bayram yapıyoruz.
Peki, bu heyecan gerçekten sadece Ramazan ayında mı ortaya çıkan bir olgu? Diğer günlerde bu heyecanları ve inançlarımızı hatırlıyor muyuz? Aynı şevk ve heyecanla hayatın içinde değerlerimizi de savunuyor muyuz?
Hayatımızda yaşadığımız zorlukların farkındayız ve bu konularda herkes şikayetçi. Geçim sıkıntısı çeken büyük bir kesim var ve bu kesimin, hayatın çok pahalı olması karşısında yaşadıkları sıkıntılar artık nefes almalarını zorlaştıracak duruma geldi. Emeklilerimiz zaten durumlarını anlatmaya gerek bile duymuyorlar, yıllarca çalışıp yaşlılıklarında bir gün yüzü görmek tek istekleri değil mi? Aslında emekli, memur, işçi, esnaf yani toplumun tüm kesimi aynı soruyu sormaya başladı: **Nereye gidiyoruz?**
Gerçekten nereye gidiyoruz sorusunu uzun zamandır yazılarımda sorguluyordum. Toplumun adalet anlayışındaki inançsızlık ve bunun kendi mantığıyla, kendilerinin yerine getirme inancı, yapılan yanlışlar veya hatalarla sonuçlanan suçlara karşı alınan cezaların toplumun hukuka olan güvenini ciddi şekilde zedelemiş durumda. Tarım ve hayvancılıkta yapılan çalışmalar bir zamanlar kendi kendine yeten bir ülke olma pozisyonumuzu ortadan kaldırmadı mı? Geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı ve isyan edenler… Üniversiteler, bilim yuvası olması gerekirken, yüzeysel bilgilerle geleceğin insanlarını yetiştiren yerler olmamış mı? İman ettiğimiz camilerde ve buralarda anlatılanlar, neden hayatın içinde sorgulanmıyor? Yap-işlet-devret modeliyle yapılan yatırımların üzerimize bindiği yükler, enflasyonun açıklanan rakamlarla bizlere yansıyan oranların çok farklı olması ve her şeyin fiyatlarının inanılmaz bir şekilde artarken insanların gelirlerinde hiçbir artış olmaması gibi birçok sorun daha sayılabilir.
Bu kutsallığına inandığımız Ramazan ayında neden her yerde gereksiz bir israf yaşanıyor? Gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşmak yerine, kendi kendimizi ağırlayarak bu günün kutsallığına yakışır etkinlikler yapmak ne kadar doğru?
Kısaca, inançlarımızı en yoğun yaşadığımız bu günlerde sadece oruç tutmak ve teravihe gitmek yeterli değil. Bunu, neden yaptığımızı özümseyerek gerçek anlamıyla yerine getirmeliyiz.
Değerlerimiz var, onlara gerçekten sahip çıkıyoruz ama ne yazık ki sadece işimize geldiğinde. Olması gereken neyse, onu yapmak gerek. İsraf sadece belli bir zamanda değil, aç olanları sadece bu ayda değil, birbirimize olan saygı ve sevgimizi sadece bu ayda değil, her zaman yerine getirmeliyiz.
“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”
Artık gerçek Müslüman olalım, kutsal kitabımızı okuyalım ve başkalarının yorumlarıyla değil, kendi bilgimizle anlayalım. Çünkü başkalarının söylemleri rağmen, bizim anlayacağımız bir dille yazılmıştır.
Bilgi, cehaletin önündeki en büyük engeldir. Ne olur, bu engeli koyanlara biz de destek vermeyelim.
Adaletli ve liyakat sahibi, sorumluluk duygusu yüksek bütün doğru insanlara saygılarımla.
