Batı Hayranlığı

Devletlerde canlılar gibi doğar büyür ve gelişen tekniği yakalayamayan, yahut iç karışıklıklar, kötü yönetimler yüzünden yıkılabiliyor. Tarih yazılmay...

Devletlerde canlılar gibi doğar büyür ve gelişen tekniği yakalayamayan, yahut iç karışıklıklar, kötü yönetimler yüzünden yıkılabiliyor. Tarih yazılmaya başladığından beri yüzlerce devlet kurulup yıkılmıştır. Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 büyük Türk imparatorluğu yıldızımız vardır.

Asırlarca ayakta duran devletler örf, adet, din ve dillerine sahip çıkan, yönetimleri köklü, gelişmeleri takip eden milletlerdir.

Tarihimize baktığımızda Selçuklu iç karışıklıklar yüzünden yıkıldı. Osmanlı, 14-15-16-17.asırlarda siyasi sahada, medeniyet seviyesi, ahlaki üstünlüğü, adaleti, nizamı ile dünyada en ileri seviyede bulunuyordu. Dünyanın en önemli ticaret yolları, verimli toprakları, deniz yolları Osmanlı hakimiyeti altında idi. İki saatlik bir savaş ile rakip devleti bütünü ile idaresi altına alabiliyordu. Osmanlıyı teknik buluşlar yapmaya sevk edecek itici sebepler görülmüyordu.

10. y.y dan beri açlık, sefalet ve iç karışıklık içinde olan Avrupa devletleri Osmanlı karşısında ezik duruyorlar, fakat arayış içinde idiler. Haçlı seferleri ile Müslüman ülkelerdeki medeniyeti Avrupalı subay ve askerleri görüp çok beğeniyordu.

Fransızlar Osmanlıda devlet yönetimine, sosyal adalete, zenginliğine, halkın devletine karşı saygılı ve duacı olmalarına hayran kalıyordu. Fransız aydınları, sefirleri Osmanlıyı çok güzel incelemişler, bu konuda kitaplar bile yazmışlardır. Zamanın şartlarına göre Osmanlı ve diğer İslam ülkeleri Avrupa devletlerine göre her konuda ileride idiler. Batılı Osmanlıya ve Ispanya da kurulu Endülüs Emevi devletine öğrenci göndererek matematik, fizik ve fen bilimlerini öğrendiler. Ülkelerine dönen gençler Mühendislik okulları, denizcilik okulları açıp bilgi ve tecrübelerini geliştirdiler. Deniz yolu ile Hindistan’a gitme çarelerini aradılar. Böylece Osmanlılar üzerine üstünlük sağlamaya başladılar. 17. Asrın başlarında Osmanlı donanmasında yelkenli ve kürekli gemiler varken, Avrupa donanması kalyonlarla dolaşıyordu. Matbaa Almanya da icat edildiğinden 200 sene sonra Osmanlı ilgilenmeye başladı. İlk kitap basılması da 50 sene sonrasında oldu.

Ümit burnunun keşfedilmesi ile Osmanlının elinde olan ipek yolunun değeri kalmadı. Önemli bir gelir kaynağı elinden gitti. Avrupalı Hindistan’dan gemilerle mal getiriyordu. Buharlı motorlar bulununca gemiler daha hızlı sefer yapıyordu. Sonra dizel motorlar ile Avrupalı çok hızlı makineleşmeye, kalkınmaya, zenginleşmeye başladı. Osmanlı devlet adamları, aydınları, ilim adamları hala lale devrini yaşıyordu.

Neticede savaş meydanlarında Avrupalılar üstünlük sağlamaya başladılar. Bu durum ancak o zaman Padişahların ve devlet adamları dikkatini çekebildi. Ama geç kalmışlardı. 1700 yılının başlarında Sultan Ahmet acil önlem almak için Avrupa ya elçiler göndererek incelemeler ve raporlar hazırlattı. Ordunun ıslahı için Fransız subaylardan yardım alındı. Sonradan gelen padişahlarda vakit kaybetmeden (üçüncü Mustafa, üçüncü Selim Han) bu faaliyetlere devam etti. Kısa sürede bu gelişmelerin faydası görülmeye başladı. Fakat disiplini kalmamış, Askerlikten çok ticarete yönelen yeniçeri ocağı bu gelişmelere karşı çıktı. Neticede Avrupa tekniğini alarak yeni ordu kurmaya ve makineleşmeye karşı çıkan yeniçeriler üçüncü Selim hanı tahttan indirip şehit ettiler. Fakat ikinci Mahmut tahta geçince yeniliklere devam etti, yeni ordu kuruldu. Buharlı savaş gemileri alındı. Yeni usulde maarif okulları açılmaya başlandı. Ve 1827 de ilk defa Fransa ya öğrenci gönderildi. Yalnız Abdülhamit zamanında yurt dışına ve Fransa ya yüzbin öğrenci gönderildi. Gönderilmelerindeki amaç, askeri ve teknik sahada batının ilmini alabilmekti. Şunu belirtelim. Osmanlı dinine, diline, örf ve adetlerine bağlı, halkı İslamı yaşayan bir milletti.

Batılılar Osmanlı devletinin yeniden ilmi ve teknikte ilerlemesine mani olabilmek, içte ve dışta zayıflaması için planlar yapıyorlardı. Osmanlı ülkesine gönderdikleri sefirler. Tüccarlar, bilginler ve ajanları ile azınlıkları tahrik ediyorlar, nüfuz edebildikleri devlet adamlarını kışkırtıyorlardı. Şimdi de Türk gençleri ayaklarına kadar geldiler. Bu gençler memleketlerine döndüklerinde onların gayelerine uygun bir şekilde yetişmiş olması için planlı bir şekilde telkinde bulundular. Fakat teknik ve ilimlerini fazla vermediler. Bu telkinlerinin üç ana hedefi vardı. 1- Osmanlı devletine itaat duygusunu zayıflatmak 2- Dini inançlarını ve yaşayışlarını zaafa uğratmak 3- Yabancı fikir ve adetlere alıştırmak.

Gerçekten birkaç yıl içinde Avrupa ya okumaya giden gençler ülkelerine döndüklerinde, bedeni Türk fakat düşünüşü, yaşayışı, anlayışı tam bir Avrupalı haline geldiler. Ama ilmi ve teknik donanımlarında yeterli olamadılar.

Avrupa dan dönen gençler yönetim kadrosuna yerleşmeye başlayınca, Osmanlının geri kalmasına sebep, Müslümanlığın olduğu kanaatini yaymaya başladılar. Fatih’ten beri Osmanlı medreselerinde okutulan fen, hendese, astronomi dersleri din adamlarına lazım değil, onlar camide görev yapsınlar, başka işlerle uğraşmasınlar deyip kaldırıldı. Giyimden ev eşyalarına, evlerin stilinden insanlar arası ilişkilere kadar Avrupa örf ve adetleri yayılmaya başladı. Dindar kimselere küçültücü gözle bakmak yaygınlaşıyordu. 19. y.y sonu ve 20. y.y başlarında Osmanlı da çok az sayıda batı hayranı olmayan devlet ve ilim adamı yetişti. Batı bizim medeniyetimizi alıp kokuşmuş ahlakını maalesef bize verdi.

Bir memlekette, milletini anlayan, seven, büyük devlet, siyaset ve ilim adamı bulunmaması o ülkenin sonunun gelmesine sebep olabilir. Bu bakımdan atalarımız bu zamana “KAHT-I RİCAL” tabirini kullanmışlardır.

195 senedir Avrupa ya Lisans ve mastır öğrencileri gönderiliyor. Göndermelidir. Fakat onlardan bazı branşlar hariç verim alınamıyor. Son yıllarda yeterli olmasa da ülkemiz dünya da söz sahibi olmaya başladı. 60 sene önce uçak ve otomobil fabrikaları kuruldu, devamı gelemedi. Japonya, Hindistan, Çin, Kore kendi öz varlıklarından bir şey kaybetmeden batının tekniğini alıp kalkındılar. Alman filozofu Ranke “ Eğer bir millet layık olduğu mevkiye yükselememiş ise, bilinki hayatına yapılacak bir kasıt vardır” der.

Artık bırakalım şu batı hayranlığını, kendi özümüze dönüp, teknikte, sanatta, fende, ilimde ilerlemenin yollarını arayalım. Yurdunu, milletini seven, ülkesine dönerek yahut bilgisi ile uzaktan da olsa katkı sağlayan büyük insanlarımızdan ALLAH razı olsun. Onlara selam olsun. Hayırlı cumalar.

05 Ağu 2022 - 12:27 - Gündem