Kocaeli Haber | Kocaeli Gazetesi | İşte Kocaeli |
Sefa Sözer

SOLCULUĞUN YOK OLUŞU

SOLCULUĞUN YOK OLUŞU
Bu haber 28 Temmuz 2017 - 13:50 'de eklendi

12 Eylül’ün biraz öncesinde Türkiye’ nin hemen hemen yarısı solcuydu. 12 Eylül den 10 yıl sonra Türkiye deki solcuların sayısı hemen hemen 4’ te 1 ‘ e düştü. Günümüzde hala soldaki küçük partilerle birlikte % 30 u geçemiyor. Tabi bu son dönemdeki HAYIR cephesini saymazsak.

Ama ne oldu da böyle olduğunu hep kafamın içinde düşünmüşümdür. 12 Eylül öncesinde Türkiye deki üniversitelerin bir çoğu solcuların hakimiyetinde , geri kalan  kısmı ise kendilerine  Türk milliyetçisi dedikleri kesimin elinde. Ama nasıl oluyor da bu gün ve 15 yıldan beri Türkiye’ yi siyasal islam kisvesi altında siyaset yapan kesim yönetiyor. Bunlar solun ve Türk milliyetçilerinin hakim olduğu yıllarda nerelerdeydiler.

Bu sabah halen reklam ve siyasi propaganda işlerini bir arada yürüten Ateş İlyas ın tespitlerini İsmail SAĞIROĞLU sosyal medyasında paylaşmış bu tespitleri okuduktan sonra bu yazıyı yazmak aklıma geldi ve kaleme aldım. Hiç cümlesine dokunmadan sizlere aktarıyorum:

“ Geminin direğinde nöbet tutan gözcü, elini alnına yapıştırmış uzaklara bakıyor. Güvertedekiler günlük işlerini yapıyor gibi olsalar da, kulakları onda. Herkes gözcüden gelecek haberi bekliyor.

Geçen yıl beni trendsetter ( modayı belirleyen kimse )  ilan ettiler. Resmimi çekip bir albüme koydular. “Neden ben?” diye sormadım elbette. Trendsetter dediğin gemideki gözcü. Tayfa güvertede çalışırken, gözcü direğin tepesinde bekleyecek. Sonra da onlara bekledikleri (veya hiç beklemedikleri) haberleri verecek.

1989 yılında bir “trendsetter”lık yaptığımı anımsıyorum. Bir grup sosyalist arkadaşıma demiştim ki: “Yanılıyorsunuz. Bu kafayla bir adım bile yürüyemezsiniz.” Çok kızmışlardı.

Küçük fraksiyonuna devasa pankartlar yapmakla övünen (şu sıralar da benzin firmalarına devasa tabelalar yaparak geçimini sağlayan) bir arkadaş bana kampüsü göstermişti: Kızıl bayraklarla boydan boya giydirilmiş binalar, her ağacın üzerinde Marx, Engels, Lenin resimleri… “Sözlerime inanmıyorsan, gözlerine inan.” demişti. “Büyük bir sosyalist uyanış yaşanıyor ve sen diyorsun ki hepsi boş.”

Elbette hepsi boş değildi. Elbette kaideyi bozması pekala mümkün bir hayli istisna vardı… Ama zaman beni haklı çıkardı, keşke çıkarmasaydı.

89 garip bir yıl. Sosyalist öğrenciler hem sayısal, hem oransal olarak en büyük güç. Geride, çook geride, Dev Genç afişlerine ispirtolu kalemle “e” yapıp, Deve Genç haline getiren birkaç şakacı ve birkaç da “Müslüman” genç var. Faşistler (o tarihlerde sadece Türk milliyetçilerine faşist denirdi) her zaman olduğu gibi satırlarla, tabancalarla filan dışarıdan geliyorlar.

Milli Gençlik Vakfı öğrencileri ve Fetullahçıların büyük şehirlerdeki okullarda ancak ve belki esamesi okunuyor. İşin ilginci bu manzara 12 Eylül’ün öncesinden değil, bir hayli   sonrasından .Beyoğlu’nda 12 Eylül ile ilgili cümleler bolca duyulur. Ama 12 Eylül’den 10 yıl sonra tüm üniversiteleri kaplayan muazzam sosyalist dalganın nasıl yok oluverdiğinin hikâyesini fazla duyamazsınız. 80’i açıklamak kolay ama 90’ı açıklamak hiç kolay değil. Çünkü ortada cunta yok, Kenan Evren gibi yılışık bir imge yok, zaten beter olan durumda değişen bir şey yok. Peki nereye gidiyor onca solcu?

“Bu yavşaklar…” demişti kampüsün kenarındaki köfteci. “Okumuyorlar etmiyorlar, hepsi haybeci. Bir tanesi gidip bir tekstil atölyesi görmemiştir, bir tanesi bir polise neden polis olduğunu sormaz. Namaz kılıyoruz diye bize aptal muamelesi yaparlar ama ekmek arasına bir köfte fazla koyayım diye selamünaleyküm demeyi ihmal etmezler. Gör bak hepsi üç sene sonra mühendis, bankacı, doktor olurlar. Çıktıkları kabuğu da anında unuturlar”

“Ağır konuştun be ustam” demek gelmişti içimden. Ama böyle dersem mangalın ortasındaki büyük köfteler yerine, kenardaki kurumuş küçük köfteleri verir diye susmuştum. Beni 89 yılında trendsetter yapan da işte bu şom ağızlı deli köfteci olmuştu.

Pencerelerini kızıl bayrakların kapattığı tuvalet lavabolarında telaşla abdest alıp kampüsün kenarındaki camiye koşan öğrenciler hatırlıyorum. Köfteciyle de çok samimiydiler. Namaza beraber gidiyor ve hararetle konuşuyorlardı. Bazıları Marx’ı, Lenin’i, Çayan`ı okuyorlardı. Yanıma oturduklarında “halkla ve işçi sınıfıyla bütünleşmeyen hareketlerin küçük burjuva tatminleri olarak ölmeye mahkum olacağını” vaaz ediyorlardı. Bu çocuklar şimdi Türkiye`yi yönetiyorlar, ya biz?

Erbakancılar 97 yılında iktidar ortağı olarak ekonomiyi düzeltme adına bazı doğru kararlar aldılar. Her şey iyiydi hoştu da, Erbakan, Versace’den giyiniyordu ve Bostancı plajlarında kaptığı sosyetik havayı üzerinden bir türlü atamıyordu.Bu meseleyi de Erdoğan çözdü. AKP iktidara geldi ve Türkiye’nin bütün köftecileri bayram etti. “Sosyetik görünümlü lidere sahip planlı ekonomi partisi” yerini “halk çocuğu görünümlü lidere sahip sosyete partisi” ne bıraktı. AKP, Refah Partisi’nin ekonomi politik anlayışıyla taban tabana zıt hareket etmesine rağmen bunu kimse umursamadı. Fırdöndü yorumcular her ikisine de “harikaydı” dediler ve üstüne birer sigara içtiler. Sonuçta Erdoğan, Türkiye’nin en zengin adamı olsa bile Remzi`den çakma, Ramsey giyiyordu.

Şimdi yer gök AKP. Sarı bayraklarla boydan boya giydirilmiş binalar, her ağacın üzerinde Erdoğan’ın  resimleri…. Güverteden bakınca bu gemi daha 10 yıl gider gibi görünüyor. Sözlerine inanmasam da, gözlerime inanmalı mıyım? Yoksa direğe tırmanıp daha uzaklara mı bakmalıyım?

Geçenlerde bizim deli köfteciye uğradım. Beni hemen tanıdı. “Bu ampulcülerin alayı yavşak” dedi köfteleri çevirirken. “Milleti hıyar yerine koyuyorlar. 15 senedir ne yaptın? Depremden beter ettin. Kriz dediğin en fazla 2 sene sürer, 5 senedir bitmeyen kriz mi olur? Familyana bastın parayı, beni yedin bitirdin… Bütün gazeteleri satın al, bütün televizyonları ele geçir, herkesi şeyinden tut, sonra da artistlik yap. Kabuğunu hatırla, kabuğunu!”

O konuşurken köfteciye nur yüzlü bir genç girdi. “Ağır konuştun abi” diyecek gibi oldu. Ama baktı ki küçük köfteler kenarda bekliyor, “Merhaba usta” demeyi tercih etti. Elinde sıkıca tuttuğu sarı dosyada “Yerel Yönetimlerde Kariyer Fırsatları” yazıyordu.

Geminin direğindeki nöbetçi güverteye haber veriyor: “Kara göründü.”

Bu aynı zamanda şu demek: “Deniz bitti.”…………..ateş İlyas  “

Mutlu ve bol aktiviteli bir hafta sonu diliyorum, sevgi ve saygılarımla…

Etiketler :


HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER